top of page

10 Soruda İstanbul Çocuğu Olmak

İstanbul çocuğu sokaktan hiç çıkmaz, evdeyken de aklı sokaklardadır. Şehrin gecesini de gündüzünü bildiği kadar bilir, en az birkaç kere Beyoğlu’nun izbelerinde, birkaç kere de Boğaz’ın muhtelif semtlerinde sabahlamışlığı vardır.


· Aykut Nasip Kelebek ·



1. İstanbul çocuğu olunur mu, doğulur mu?

İstanbullu bir ailenin çocuğu değilim. Dedem İstanbul’a 1960’larda yerleşmiş, babam bizimkilerin uzun yaz tatillerinden birinde köyde doğmuş; ama ben İstanbul’da doğup büyüdüğüme, buranın havasıyla suyuyla yetiştiğime göre pekala İstanbul çocuğu sayılabilirim. İstanbul çocuğu şehre saygıda kusur etmez! “Ulen İstanbul, sen mi büyüksün ben mi?” diye diklenmez, “Büyüksün baba!” der.


2. Fatih-Harbiye mi, Tarlabaşı-Cihangir mi?

Benim de bir çatışmam var elbette. Fatih-Harbiye çeşidinden bir çatışma değil bu. Ben Doğu’yla Batı ya da köyle şehir arasında sıkışıp kalmadım, biraz daha damardan bir hikaye benimkisi. Cihangir’de doğup Tarlabaşı’nda büyümenin hikayesi.


3. “Neden geldim İstanbul’a?”

“Neden Geldim İstanbul’a” 90’ların ikonik şarkılarından biriydi, köyden şehre gelip tutunamayanlar ya da şehirde binbir güçlük içinde yaşayanlar bu şarkıyla dertlenirdi. Benim hayatımda bu şarkının pek bir karşılığı olmadı, ben “Bizimkiler iyi ki gelmiş İstanbul’a,” diyenlerdendim; bana göre hava hoştu. Neyse, zamanla şarkının toplumsal hafızamızdaki yeri silinip gitti, bu şarkıdaki çaresizlik hissinin alıcısı kalmadı. Vaktiyle bu şarkıyı dinleyip kederlenenler köylerine hasret duyuyorlardı, onlardan bazılarının çocukları ise Edirne’den ileriye gitmenin yollarına bakıyor; ne garip, kuşaktan kuşağa hasretin de yönü değişiyor.


4. İstanbul çocuğu nerede yetişir?

İstanbul çocuğu sokaklarda yetişir, sitelerde yetişenlere site çocuğu demek gerekir. İstanbul çocuğu FIFA’dan PES’ten de anlar, halı saha malı saha da bilir ama yeşil sahalara ilk adımını İstanbul’un o daracık sokaklarında atar. Çocukluğumuzda sokakta maç yaparken sadece birbirimize değil elinde poşetlerle pazardan dönen teyzelere, hurda arabasıyla dolaşan amcalara da çalım atar; sıkıştığımızda park halindeki arabalarla verkaç yapardık. Ben maçlarda bazen Moldovan bazen Kenneth Andersson olurdum. Aslında Tarlabaşı sokaklarında Alex olmak vardı! Ama Alex de Souza Türkiye’ye indiğinde ben çoktan sokaklardan emekliye ayrılmış, jübilemi yapmıştım.


5. Camı pencereyi indirmeden olur mu?

Olmaz. Her İstanbul çocuğunun en az bir adli vakası vardır. Mutlaka sokakta top oynarken komşunun camını kırıp ailenin başını derde belaya sokacaksın. Aslında birinin camını kırmana gerek de yok. İşbilir komşulardan ya da sürücülerden biri kırık camını mutlaka sana ihale eder. Böyle bir olay daha altı-yedi yaşlarımdayken başıma gelmişti. Karakolla erken yaşta tanıştım yani. Her neyse; top plastikti, zaten o adamın arabasına da çarpmamıştı. Masumdum.


6. İstanbul çocuğu hangi takımı tutar?

O işler çocuğa bırakılmayacak kadar ciddi işlerdir. Aile büyükleri tarafından kararlaştırılır. Benim adım fanatik Fenerbahçeli. Babam zamanın gol kralı Aykut Kocaman’dan ilhamla koymuş. Daha altı-yedi yaşlarında Fenerbahçe’nin maçlarını radyodan dinler, bizim takım kaybedince ağlamaya başlardım. Kolay bir şey değildi Fenerbahçeli olmak. Galatasaray üst üste dört kere şampiyonluğa koşuyor; UEFA Kupasını, Süper Kupa’yı kazanıyor; yaşıtların kafileler halinde Galatasaray saflarına katılıyor ve sen Fenerbahçe’yi tutuyorsun. Romantik, kışkırtıcı ve asil bir iş.


7. İstanbul çocuğu nerede yaşar?

Eskiden İstanbul evleri daha bir kalabalık, İstanbul daha bir tenhaydı. Şimdi 1 artı 1 dairelerde yalnız insanlar yaşıyor, geniş aileler bir bir hayatımızdan çekiliyor. Daha birkaç sene öncesine kadar İstiklal Caddesi’nin bile en azından Pazar akşamdan sonraları bir parça ıssız olurdu. Artık ıssızlığa sadece evlerde rastlanabiliyor.


8. İstanbul çocuğu kendini ne zaman sokaklara atar?

İstanbul çocuğu sokaktan hiç çıkmaz, evdeyken de aklı sokaklardadır. Şehrin gecesini de gündüzünü bildiği kadar bilir, en az birkaç kere Beyoğlu’nun izbelerinde, birkaç kere de Boğaz’ın muhtelif semtlerinde sabahlamışlığı vardır. Ama İstanbul çocuğunun bir yerde uslanmasını bilmek gibi bir güzel huyu da vardır, gecenin dibinin olmadığını iyi bilir.


9. İstanbul çocuğu büyüyünce İstanbul beyefendisi mi olur?

Mümkünse olmasın. Beyefendi olacaksa olsun, ona bir itirazımız yok. Ama İstanbul beyefendisi adıyla kendi kendini seçkinleştirmiş tiplemeleri biz buralarda pek sevmeyiz. Fatih Sultan Mehmet İstanbul beyefendisi değildi, şehri daha bir bize ait kılan Mimar Sinan Kayseri’nin bir köyünden çıkıp geldiğini hiç unutmadı. İstanbul’la biri hava atacaksa bırakalım sadece şehrin kendisi hava atsın, kimse İstanbul’u tekeline almaya kalkmasın.


10. “Sen İstanbul’u bana mı anlatıyorsun?”

Sisten Sonra İstanbul’u yazarak “Ben İstanbul’un kitabını yazdım, sen bu şehri bana mı anlatıyorsun?” dememe imkan sağlayan bir iş yapmış oldum. Karizmatik bir laf ama karizmanın ummadığın ânda çizilmesine neden olacak bir laf aynı zamanda. Sisten Sonra İstanbul’u yazdıktan sonra bu şehri anlatanlara daha fazla kulak vermeye ve şehir hakkında daha çok okumaya başladım. Eh, işin ucunda topu kendi ağlarında görmek de var: Bir de bu şehrin kitabını yazan adamsın!


Comments


bottom of page