top of page

Bebeğim uykudan uyan

Can Acer, bebekler için analarının yaktığı ağıt ninnileri ziyaret ediyor. 4 bebek ağıdı var yazıda. Her biri başka bir acının feveranı.


· Can Acer ·


1. Ağıt ninniler. Uykuyla ölümün yaklaştığı aralıkta kayıp giden bebekler, anneler babalar. Bir bebeğin gölgesini dünyadan usulca alan ölümün hafif rüzgarına gecenin karanlığında bırakılan kadın sesi. Yatakla mezarın aynı odanın içine, aynı beşiğe sığdığı ölümün kısacık destanları.

Muzaffer Akgün’den dinleyelim:

“Bebeğin beşiği bakır

Yerinden kalmıyor ağır

Ben sallarım tıkır tıkır”


Ağır olan beşik mi yoksa anneye beşiğin yerini değiştirmek, ölenin hatırasını yerinden oynatmak mı ağır geliyor? Yerinden kalkmayacak kadar ağır olan beşik kimin yokluğuyla ağırlaşmıştır? Bir mezarı tutup kaldırmaya kimin gücü yetebilir? Boş beşiğin başında tıkır tıkır beşiği sallayan anne. Onun için hangi saat işler? Bebeğinin beşiğinden çok uzakta uyuduğu uykuyu, o beşiğin başında, ölüm dalgınlığında uyuyor gibidir. Tıkır tıkır, nenni nenni. Ne güçsüz kelimeler. Bebek gibi, kadın gibi. Ölüm karşısında hepimiz gibi.


2. Ölen çocuğun değil, olmayan çocuğun ağıdı da yakılır:

Çocuğu olmayan bir kadın, kocası bu sebepten dolayı başkasıyla evlenince kendini dağlara vurur. Bir dereden geçerken uzunca bir aktaş bulur. Bu taşı kundağa sararak taşa can vermesi için Allah’a yakarır. Allah da dileğini kabul eder. Hikaye böyle. Aynur Doğan’ın yorumundaki metin bu hikayeye tam uymuyor. Metni diğer varyantlardan ayıran küçük bir değişiklik kurguyu boşa çıkarıyor.


“Bebek uyanmış bakıyor

Bakışı canlar yakıyor

Gözlerimden kan akıyor”


Burada uyanıp bakan Allah’ın lütfuyla bahşedilen bir bebek değil de ölen bir bebeğin hatırası sanki. Çünkü gözlerden hâlâ kan akıyor. Bu bakıştan sevinç duyulsa yaş akardı en azından. Bebeğin olmayan bakışı can yakıyor. Beleğe sarılan, tülbentlere dolanan aktaş da Kırşehir’de, Konya’da Allah dostlarına götürülen bir mezar taşı bence. Şehir şehir gezdiriyor anne onu kucağında. Bir bebeğin mezar taşı ne kadar ağır olacak ki.


3. Yine Aynur Doğan’dan dinleyelim:

Belli ki doğar doğmaz ya da doğumdan hemen sonra ölmüş burada bebek. “Sana bebek diyemedim/ Kalkıp meme veremedim” Annenin sütünü bilemeyecek kadar erken ölmüş. Sarsıntılı bir doğum, anne yerinden kalkacak durumda değil.


“ Gelin kızar çaydan içek

Çay bulanık nerden geçek

Bebek ölmüş kefen biçek”


Videoda içek ve geçek kelimeleri yer değiştirmiş ama yazdığım şekilde kayıtlı yerler de var. Anlam daha güçlü oturuyor bu şekilde. Doldurma mısra diyemeyiz bunlara. Annenin bebeğine akıtamadığı sütü ile aşılması arzulanan, sürekli akış halindeki çay arasında zıtlık var. Hayatın, bir bebeğin hareketliliği ile ölümün durgunluğu arasındaki kadar derin bir zıtlık. Çayın öteki tarafına geçiş yok. Ölümden hayata geçişin olmadığı gibi. Çay bulanık, bebek artık dönmeyecek, kefen biçek.


4. Bebeği uyutmak için söylenen ninnniler bebeğin ölümünden sonra onu uyandırmak için bir yakarışa dönüşüyor bazen. Muzaffer Akgün’ün okuduğu ilk ninnide böyleydi:


“Adalardan çıktım yayan

Di gel bu dertlere dayan

Bebeğim uykudan uyan”


Ümit Yaşar Oğuzcan da oğlunun intiharından sonra aynı şekilde yakarıyor. Bu sefer bir erkeğin sesinden:

Küçüktü bir zaman

Kucağıma alır ninniler söylerdim ona

“Uyu oğlum, uyu oğlum, ninni”

Bir daha uyanmamak üzere uyudu Vedat


6 Haziran 1973

Galata Kulesi’nden bir adam attı kendini

Bu nankör insanlara

Bu kalleş dünyaya inat

Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona

“Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat...”





Comentários


bottom of page