top of page

Kemal Tahir romanında çokseslilik

Kemal Tahir romanına yönelik eleştirilerin, daha doğrusu muahezelerin odak noktalarından biri roman dili kavramıdır. Bu muaheze tarzına göre, Kemal Tahir bir roman dili inşa etmeyi başaramamıştır.


· Hakan Arslanbenzer ·



Kemal Tahir romanına yönelik eleştirilerin, daha doğrusu muahezelerin odak noktalarından biri roman dili kavramıdır. Bu muaheze tarzına göre, Kemal Tahir bir roman dili inşa etmeyi başaramamıştır. Bunu söyleyen eleştirmenler roman dilini tarif etmedikleri için tam olarak neyi kast ettikleri belirsizdir. Ne kast ettikleri, övdükleri romancılarla ilgili yazılarında açığa çıkar daha çok.

Bir eleştirmen Kemal Tahir’i roman dilini kuramamakla itham edip aksine Orhan Kemal’i övüyorsa sosyal gerçekçiliğe bağlı demektir. Yaşar Kemal’i övüyorsa, büyüsel gerçekçiliği tutuyor; Faulkner ve Marquez gibi yazarları örnek kabul ediyordur. Yok eğer Ahmet Hamdi Tanpınar’ı övüyorsa, genellikle 19. yüzyıl sonu Fransız burjuva romanına hayranlık duyuyor ve Marcel Proust’u eksen alıyordur. Tanpınar’ı aradan çıkarıp doğrudan doğruya Proust’u ölçü alarak Kemal Tahir’i muaheze eden de yok değildir. Mesela Yücel’e (2005) göre Proust, ideal okuyucusunu “kendisi gibi duyarlı, kendisi gibi ince bir insan” olarak tasarlarken Kemal Tahir “edilgin ve bön” bir okuyucuya seslenmektedir (s. 173).

Muahezeyi de aşıp karalamaya dönüşen bu türden yorumlar Kemal Tahir eleştirmenlerinin en önemli mühimmatlarından biri durumunda. Mesela Türkeş (16 Şubat 2019), Kemal Tahir’in “romanı araçsallaştır”dığını öne sürerken Norveçli bir yazarın romanlarını “kuzeyin siyasi romanı” hüviyeti vererek yüceltme yoluna gider (19 Temmuz 2020). Her iki yazar da romanlarında siyasi görüşler sundukları halde Kemal Tahir suçlamaya konu olurken Batılı yazar övülmektedir.

Roman hakkında yazanların türün tarihi nedeniyle olsa gerek Batı’yı esas aldıkları gün gibi ortadadır. Şiirde Batılı fikirler değerlendirilmekle birlikte salt Batı’ya ait ölçülerin konması daima direnişle karşılanmış; şiirin kendisinde de eleştiri ve teorisinde de Batı’dan alınanlarla yerli yapım şeyler dengelenmek istemiştir. Romanın standardı ise çoğu roman eleştirmenin gözünde tartışmaya kapalı surette Batı’dır. Yukarıdaki iki örnekte de Batılı standartlar dahi ölçülü bir biçimde uygulanmamış, Türk romancısına yönelik olumsuz duygular çifte standarda yol açmıştır.

Daha ölçülü, patetik duygularından ziyade edebi zevkleriyle hareket eden eleştirmenlerden Naci’ye (2012) göre, Kemal Tahir karakterlerin dönüşümünü “romanın gerektirdiği hareketler içinde” verememekte (s. 244); daha kötüsü “bilgi dağarcığını büyük bir keyifle ortaya dök”erken roman yazmayı unutmaktadır (s. 259). Bir eleştirmen olarak Naci için romanın gerektirdiği hareketlerin önemli olduğu diğer yazılarından da anlaşılıyor. Ne var ki bu hareketlerin ne olduğuna dair herhangi bir açıklama yapmıyor. Zira nerden aldığını göstermediği bu “action romanesque” (romanın gerektirdiği hareketler) kavramı esasında kendisinin gerçekçi Avrupa romanlarını okurken geliştirdiği zevkin yansımasından ibarettir. Aynı eleştirileri Tanpınar ve Buğra için yapmaz mesela Naci. Bu yazarların romanlarında da yazarın bilgi dağarcığını ortaya dökmesi veya Naci’nin deyişiyle roman yazdığını unutması az rastlanır durumlar değildir. Ne var ki Naci, Kemal Tahir’e uyguladığı muahezeleri diğer romancılara uygulamaz; onları “Türkçede okuduğum en güzel aşk romanı,” (s. 207), “sabırla derlenmiş gözlemler, sosyal gerçekçiliğin insan gerçekliğiyle uyumlu bir biçimde verilişi” (s. 298) vb. teorik bakımdan tutarsız iltifatlarla selamlar.

Nispeten tutarlı bir örnek Moran’ın (1999) büyüsel gerçekçilik çıkarına Kemal Tahir romanına getirdiği eleştirilerdir. Moran’ın en büyük iki şikayeti yazarın çok uzun diyaloglar yazması ve “yersiz ve gereksiz ders verme”sidir (s. 152-153). Moran normalde çözümlemelerini mitos merkezli yürütür. Kuyucaklı Yusuf, İnce Memed, Bereketli Topraklar Üzerinde vb. romanları genelde yapıldığı gibi gerçekçilik açısından yorumlamak yerine bunları biçimci eleştirinin mitosa yaklaşımı üzerinden, romandan çok masal olarak işler. Tavrı ise ayrıntıdaki eleştirileri dışında pozitiftir. Kemal Tahir’in Devlet Ana’sına gelinceye kadar en azından. Devlet Ana için romans ve mitos terimlerini kullanırken (s. 159) eleştirmenin ibresi pozitiften negatife dönmüştür artık. Eleştirmen bir adım daha atarak Kemal Tahir’in romans yapısını siyasi tezlerle bozduğunu ileri sürer. Böylece muaheze tamamlanmış; Kemal Tahir bir kere daha Batı’da olup bitmiş bir roman tür ve anlayışına uymadığı için eleştirilmiştir.

Görülüyor ki Kemal Tahir romanı çoğunlukla kendi şartları içinde eleştirilmek yerine Batılı roman formları karşısında sınanmış ve yargılanmıştır. Bu yaklaşım birçok açıdan çürüktür. Her şeyden önce roman dili kavramı tıpkı sülbünden çıktığı şiir dili kavramı gibi yetersiz, muğlak ve açıklanmamış bir kavramdır. Aksine, romanın özelliğini belli bir retoriği olmamasından aldığına dair görüşler mevcuttur. Mesela Bakhtin (2001) romanın “çok-biçimli, söz ve ses bakımından da çeşitlilik sergileyen bir fenomen” olduğunu tespit ediyor (s. 36). Bakhtin’e göre romanın içerdiği söylem çeşitliliği şunları içerir:


1. Yazarın kendisi olarak konuştuğu edebi söylem.

2. Günlük konuşma diliyle anlatım.

3. Mektup, günlük vb. gibi yarı edebi anlatılar.

4. Yazarın edebi olup sanatsal olmayan ahlaki, felsefi, bilimsel vb. anlatıları.

5. Karakterlerin bireysel üslupları içinde konuşmaları (s. 37).


Bu heterojen söylem türlerine bakınca, gerçekten de romanlarda bunları az veya çok görmeye alışığız, Kemal Tahir veya başka bir yazarı roman dilini inşa etmemekle suçlamak anlam ifade etmeyen yüzeysel bir şikayete dönüşecektir. İyi bir roman, daha doğrusu zengin içerikli bir roman adeta tabii olarak yukarıda sıralanan söylem tiplerinin birkaçını veya tamamını içermeye eğilimlidir. Şiirde nasıl şairin sesini duymaya hazır ve istekliysek romanda da aynı anda romancı ve karakterlerin ayrı ayrı sesleri ile romanda anlatılan yapılara ait başka sesleri duymamız normaldir. Bu veçhile roman dili değil belki roman dillerinden söz etmek gerekir ve bir romancının başarısını roman dili inşa edip etmemesinden ziyade birbiriyle özdeş olmayan, farklılıklar ve yer yer uyumsuzluklar içeren bu farklı söylem ve dilleri iyi organize etmesine bağlayabiliriz. Bu yazının açık teklifi bu yaklaşımı Kemal Tahir romanına uygulamaktan ibarettir.

Kemal Tahir veya başka bir Türk romancısını Batılı roman türlerinden birini esas alarak yargılamak bugüne kadar roman yazınımıza, roman eleştirisine olduğu gibi okuyucunun roman okuma zevkine de ciddi bir şey kazandırmadı. Aksine, “Kemal Tahir okunmaz!” veya “Kemal Tahir romanı araçsallaştırmıştır!” vb. engelleyici, yasaklayıcı yargılar dışında önemli bir şey üretememiştir. Bunun yerine, her romancıyı hatta her romanı içeriğinin bizi yönlendirdiği yerde karşımıza çıkabilecek teorik veriler ve eleştirel teknikler yoluyla çözümlemek daha zinde fikirler verebilir.

Son dönemde edebiyat teorisi bakımından, içinde roman çözümlemesi olmak üzere, yayın dünyası şenlenmiş, hatta karnavalesk bir hava kazanmıştır. Türkiye’de 1990’ların ikinci yarısında gündeme gelmeye başlayan psikanalitik ve biçimci çözümleme belli genişlikte bir uygulama alanı bulurken vülger Marksist tutum yerinde kaskatı durmaktadır. Bunun yanında, roman eleştirisinin çoğunu akademik tez ve makaleleri kat eden tematik yaklaşım ve envanter çıkarma tavrı oluşturmaktadır. Öz-biçim ayrımını reddeden Bourdieu tarzı sosyolojik roman eleştirisi ise Türkiye’de henüz işleme sokulmuş görünmemektedir.

Bir başka sorun yukarıda söz ettiğimiz çifte standardın teori ve çözümleme tarzlarıyla ilgili olarak da uygulanmaya devam etmesidir. Mesela Mikhail Bakhtin kitaplarının Türkçeye çevrilmeye başlandığı 2000’lerin başından beri roman eleştirisinde en önemli referanslardan biri olarak görülüyor. Çokseslilik ve karnaval kavramları sık sık karşımıza çıkıyor. Yazık ki bugüne kadar kimsenin aklına Kemal Tahir’i Bakhtin nokta-i nazarından okumak gelmemiş. Bu son derece ilginç; çünkü birçok eleştirmen Kemal Tahir’in diyalogları, farklı toplum kesimlerine ait insanların konuşma tarzları, bilimsel söylemden istifade etmesi vb. diyalojik ve çoksesli uygulamaları bir sorun olarak söz konusu etmiştir. Normal olan, bu meselelere ışık tutabilecek bir teorik çerçevenin inşa edilmesidir. Birçok eleştirmenin Kemal Tahir’i roman dilini inşa edememekle suçlarken kendi eleştiri dilini kurmaya yönelik adımlar atmamadaki ısrarı ibret verici.

Rus biçimciliği, özelde Mikhail Bakhtin’in romanda çokseslilik ve diyalog yaklaşımı Kemal Tahir romanlarını çözümlemede bize ne kadar yardım edebilir? Rus biçimciliğinin Rusya topraklarında sadece 15 yıl kadar etkili olabildiğini, Rus modernizminin birikimini evrenselleştirebilecekken sosyal gerçekçiliği devlet politikası olarak resmen kabul ve ilan eden Sovyet rejiminin baskısıyla 1930’da tamamen dağıldığını ve ancak 1960’larda yapısalcılığın hakim olmasıyla birlikte Batı’da gündeme gelebildiğini unutmamak gerekir. Rus biçimcileri şiir ve roman için ayrı ayrı, edebiyat için genel bazı biçimsel kurallar belirlemek istediler. Bunu başarıp başaramadıkları tartışmaya açıktır. Bu satırların yazarına göre, icat ettikleri birçok kavram uygulama alanında nispeten işe yaramakla birlikte kesin ve nihai bir roman biçimi teorisi kuramamışlardır.

Önemli fikirler ve meseleler içermekle birlikte Rus biçimci eleştirisi aradan geçen 90 yılda zamanın aşındırıcı etkisinden tamamen kurtulabilmiş değildir. Her şeyden önce salt biçimci yaklaşımlar bugün herhangi bir geçerliğe sahip değildir. Edebi metnin içeriği ile biçimi arasındaki ayrım üzerinde çok fazla durulmamakta; daha ziyade bunlar biri diğerini besleyen unsurlar olarak anlaşılmaktadır. İkincisi, okuyucu alımlaması en az biçimin sunduğu gayri şahsi anlam kadar önemli kabul edilmektedir. Son olarak sosyolojinin romana bakışı (Türkiye’de su götürür tarzda olsa da) ciddi ağırlık kazanmış durumdadır; ki bu, Rus biçimci eleştirisine tamamen zıt bir konumdur diyebiliriz.

Bu ara nağmeden sonra meseleye dönersek; Rus biçimci edebiyat teorisini Kemal romanına hangi cihetten uygulayabiliriz? Kemal Tahir romanının muahezeye konu olan bir yanını, uzun diyalogları ile bilimsel makale, tarih kitabı, gazete haberi ve köşe yazısı, külhanbeyi ağzı, Çorum şivesi vb. birbiriyle alakasız ve tutarsız kaynaklardan gelen söylemlerin çoğulluğunu tartışma nesnesi haline getirerek. Özetle, Kemal Tahir romanındaki çoksesliliği tartışarak.

Rus biçimci eleştirmenlerinin en akıllılarından biri, Eyhenbaum (1995) düzyazı türünün şiirden farklı olarak hem yazı hem söze ait söylem biçimlerini içerdiğini tespit ettikten sonra roman ve hikayenin folklordan tamamen kopmamışken bilimsel metinlerle de ilişki kurmaya başladığını belirler. Buna göre roman ve hikayenin söylem bakımından üç kaynağı şunlardır:


1. Masal, anekdot veya fıkra gibi folklorik anlatı türleri.

2. 18 yüzyıldan itibaren (romanın doğuşuyla aynı dönemde) ortaya çıkan makale, deneme, bilimsel inceleme, gezi yazısı, hatırat, antropolojik ve fizyolojik çözümlemeler gibi yeni anlatı türleri.

3. Şiir, romans ve efsane (s. 172-173).


13-14. yüzyıllar İtalyan hikayesi, folklorik anlatıdan beslenirken Richardson birçok betimleme biçimine imkan sağlayan mektup biçimini kullanmayı tercih etmişti. Dickens, Balzac, Tolstoy ve Dostoyevski fizyolojik çözümlemeden oldukça istifade etmişlerdir. Hugo şiirden beslenirken Walter Scott’ın romanları temelini Ortaçağ romanslarında bulmaktadır. Eyhenbaum’a göre, “19. yüzyıl romanının özelliği [ise] betimlemeleri, ruhsal portreleri ve diyalogları geniş ölçüde kullanmasıdır” (s. 173).

Daha sonraki kuşaktan Bakhtin, Eyhenbaum’un romanda diyalog hakkındaki tespitlerini bir adım ileri götürerek kendine mahsus diyalojizm kavramını üretecektir. Diyalojizm mantık olarak monolojizmin zıddıdır ve dil ve tavırda çoğulluk anlamına gelir. Diyalojizmin temeli belli bir ulusal dil içinde yer alan farklı gruplara ve kültürlere ait lehçe ve söylemlerdir. Dilbilim ve edebiyat incelemesi dili merkezî ve ulusal bir bütün olarak ele alırken merkeze veya ulusal çerçeveye uymayan çok sayıda lehçe, ağız, jargon, söylem ve sözü görmezlikten gelir. Bakhtin’e (2001) göre bu bakış açısı roman üslubunun çözümlenmesi için elverişsizdir; zira “roman, sanatsal olarak düzenlenmiş bir toplumsal söz tipleri çeşitliliği (hatta bazen diller çeşitliliği) ve bireysel sesler çeşitliliği”dir (s. 37-38). Bu çeşitlilik içinde, “toplumsal lehçeler, tipik grup davranışları, mesleki jargonlar, tür dilleri, nesillerin ve yaş gruplarının dilleri, taraflı diller, otoritelerin, çeşitli çevrelerin ve geçici modaların dilleri, günün hatta saatin özel sosyolopolitik amaçlarına hizmet eden diller” (s. 38) yer alır ve dil içinde katman ve kesitler oluştururlar. Romancı bütün bu dilleri bir besteci ve orkestra şefi gibi kompoze ve koordine edecektir.

Bakhtin’in roman teorisine göre kahramanlar arasında da diyalog vardır; çünkü her kahraman aynı zamanda bir fikir ve güçtür. Kahramanı yönlendiren fikir-güçler temelde kahramanın dünyayla kurduğu bağlantıdan doğar ve kahramanın doğasını belirler (Bakhtin, 2004, s. 70-71). Bir anlamda kahramanlar da diller gibi birbirleriyle ilişkilerine göre belirlenir ve romancıya düşen dilde yaptığı gibi kahramanların orkestrasyonunu sağlamaktır.

Diyalojizmin üçüncü unsuru ise romanın içerdiği anlatı türlerinin çoğulluğudur. Eyhenbaum ve Bakhtin’in açık biçimde tarif ettikleri gibi romanda folklordan gazete haberine, bilimsel incelemeden günlük konuşmaya kadar sayısı onları bulan söz ve yazı üsluplarının bir orkestrasyonudur.

Romanda çoksesliliğin bu genel tarifinden sonra Kemal Tahir’in eserlerine dönüp baktığımızda diyalojizm fikrinin uygulanabilir olduğunu görüyoruz. Her şeyden önce, Kemal Tahir’in kendi anlatıları arasında bir çeşitlilik var. Kullandığı sayısız müstear; eser verdiği yazı türlerinin çokluğu; gazeteciliği; unvansız sosyologluğu; sistem dışı politikacılığı vb. özellikleri ideolojik bakımdan ne oranda “kafası karışık” ise romansal bakımdan da o derecede diyalojik bir görünüm arz ediyor.

En genel itibarla Kemal Tahir’in kuramadığı roman diline baktığımızda bir üslup çoğulluğu görürüz. Çoğu romancının aksine Kemal Tahir’de konuşan kişiler neredeyse tüm toplum kesimlerine ve ideolojik çevrelere aittirler. Yazarın tanıdığı insanlardan yola çıkarak icat ve inşa ettiği karakterler aydın veya halk olmalarına bakılmaksızın bir renklilik taşırlar. Her birinin az çok bir ideolojik yaklaşımı ve şahsi derdi tasası mutlaka vardır.

Ayrıca bu karakterler tek tek yalıtılmış bir şekilde inşa edilmezler. Kemal Tahir için aydınlarla halkın kaynaşma noktaları önemlidir. Yazarın yaşadığı dönemde aydınlarla halk arasında ciddi bir mesafe vardı. Bu mesafe de bir anlamda aydın romanı ile köy romanı gibi iki monolojik roman türünün ortaya çıkmasına neden olmuştur. Belli romanlar sadece aydınlar arasında geçerken belli romanlar da sadece köylüler yahut işçiler arasında geçer. Kemal Tahir’in romanlarında ise bunlar hem ayrı ayrı hem birlikte vardır.

Yazarın deneyimi sözünü ettiğimiz kaynaşma noktalarını çabucak bulmasına yardım ediyor. Kemal Tahir yıllarını gazeteciliğe vermiş, aynı zamanda uzun yıllar hapis yatmış bir insan. Hapishane insanları ve hapishane yoluyla tanıdığı insanlar hakkında yazdıkları yaygın olarak bilinir. Bunun yanında gazete dağıtıcıları için yazdığı hikaye fazla bilinmiyor. Bu hikaye yazarın halkla hapishaneye girdikten sonra birden bire tanışmadığını, halktan insanlara ilgisinin hep olduğunu, temel bir ilgi olduğunu gösterir.

Gazete dağıtıcıları Kemal Tahir’in nazarında bir başka monolojik bütünün aletleri konumunda değil, kendileri olan insanlardır. Tıpkı genel olarak romanlarındaki halktan insanlar gibi. Bunlar birer halk temsili değildirler. Her biri kendi ağzından konuşur, belli meseleler hakkında fikirleri vardır; en önemlisi de konuşma üsluplarında kişiliklerini, niyetlerini, olaylara göre aldıkları pozisyonu belli ederler. Kemal Tahir’de halk monolojik bir yalınkatlık içinde romantik bir ideal veya sosyal(ist) gerçekçilik nesnesinden ibaret değildir. Aydınlarsa kitabi olmaktan uzaktır. Günlük konuşmaları içinde yer yer argo da kullanırlar.

Son söylediklerimiz, Kemal Tahir’e yapılan itirazların en önemli kozunu oluşturuyor aslında. Genel geçer roman eleştirisinde adeta halkın fikirleri, aydınların günlük çekişmeleri olamazmış gibi bir tavır takınılmaktadır. Roman halkı ya idealize etmeli veya acılar içinde sunmalıdır ki aydın karakterler bu sorunlara ilişkin yüce fikirlerini güzel bir söylemle anlatabilsinler. Kısacası, roman dili arayışında olan eleştirmenler modern-demokratik bir düzyazı türü olan romandan çokseslilik yerine masalsı bir tekseslilik bekliyor diyebiliriz.

Kemal Tahir romanının hem içeriğinde hem söz üslubunda dikkati çeken bir başka diyalojizm unsuru gazetedir. Mesela Yol Ayrımı’nda dönemin gazetelerinden doğrudan alıntılar yapar. Yakın tarihi ilgilendiren diğer romanlarında ise doğrudan alıntılar yapmasa da dönemin gazetelerindeki haber ve yorumlardan ciddi biçimde istifade etmiştir. Birçok eleştirmen bunu bir görüşler demokrasisi, bir anlayışlar diyalojizmi olarak değerlendirmek yerine romanda Kemal Tahir’in temsilcisi olabilecek karakterin peşine düşmüştür. Oysa Dostoyevski’de olduğu gibi Kemal Tahir’de de uzun diyaloglar ve bu diyalogların sahibi olan karakterler kesin biçimde yazarı temsil etmezler. Bunlar toplumda mevcut olan, Bakhtin’in tabiriyle “fikir-güç”lerdir. Kemal Tahir bu fikir-güçleri gazetelerden, tarih kitaplarından, en çok da yazılı ve sözlü hatıratlardan toplamıştır. Kimse Kemal Tahir romanlarıyla hatırat literatürü arasında bir metinlerarasılık araştırması yapmadığı için bu konu henüz karanlıktadır.

Bir başka diyalojizm unsuru folklordur. Bu da Kemal Tahir’in en çok muaheze edilen yönlerinden biridir. Atasözleri ve deyimler yanında masal, fıkra, efsane dili sadece Devlet Ana’ya değil tüm Kemal Tahir anlatısına yaygındır. Şiirsel üslup beklentimiz romanın bu özelliğinden hoşlanmamıza neden oluyor gibi görünmektedir. Asıl sorun gerçek hayattaki bayağılık, basmakalıplık ve katılıktan kaçınma arzumuzdur. Kemal Tahir Türkiye’ye özgü bir roman inşa etmeye çabalarken folkloru salt popülizm olsun veya roman çeşitlilik içersin diye kullanmadı. Görünen o ki yazar romanlarında aydınlar kadar halkın da söz almasını istemiş ve bunu da belli oranda başarmıştır. Halkın çeşitli fikir-güçler olarak konuşabildiği başka romanımız var mı?

Argo veya genel anlamda konuşma dili de Kemal Tahir romanında bir problem olarak sunulmakta; gerçekteyse romana diyalojik bir dirilik katmaktadır. Şunu belirtmek gerekir: Çoğu eleştirmen Kemal Tahir’de argonun Çorum köylülerinden neşet ettiğini kabul ediyor. Oysa İstanbul argosu ve yazarın doğal bir parçası olduğu İstanbul günlük konuşma tarzı romanında da oldukça belirgindir.

Kemal Tahir romanına sızan son yazı türü siyaset ve sosyoloji yazılarıdır diyebiliriz. Bir yandan aydınlar argo konuşabilirken diğer yandan halktan insanlar kabaca da olsa siyasi, tarihî ve sosyolojik çözümlemeler yapar. Bu da gerçeğe aykırı sayılmıştır; oysa gazete okuyan bir muhtar veya ağa pekala Cihan Harbi hakkında atıp tutmuştur. Ya da gazete okuyan köy öğretmenini dinleyen ve onun anlattıklarından anladığı kadarını kendi görüşü gibi sunan köylüler her zaman olmuştur. Bugün de şehir ve köylerde televizyon yorumcularının, gazete köşe yazarlarının anlattıklarından yola çıkarak kaba saba çözümlemeler yapan sayısız insan vardır.

Özetle, Kemal Tahir şahsi gözlemlerini okuduklarıyla birleştirip hayalgücünün filtresinden geçirerek hem üslup hem içerik olarak yeni, karmaşık ve diyalojik bir roman tipi üretmiş kabul edilebilir. Yapılacak iş, bu romanların her birinin ve genel olarak Kemal Tahir romanının bu içsel diyalojizminin ayrıntıda nasıl işlediğini çözümlemektir. Yoksa Kemal Tahir’i şu veya bu romancımızı bahane ederek Batılı romancılar önünde yargılayıp küçük düşürmeye çalışmak işten değildir.

 

KAYNAKLAR

Bakhtin, M. (2001). Karnavaldan romana (S. Irzık, Çev.). Ayrıntı: İstanbul.

Bakhtin, M. (2004). Dostoyevski poetikasının sorunları (C. Soydemir, Çev.). Metis: İstanbul.

Eyhenbaum, B. (1995). Düzyazı kuramı üzerine. Yazın kuramı: Rus biçimcilerinin metinleri içinde (T. Todorov, Ed.; M. Rıfat ve S. Rıfat, Çev., 171-182).

Moran, B. (1999). Türk romanına eleştirel bir bakış 2: Sabahattin Ali’den Yusuf Atılgan’a. İletişim: İstanbul.

Naci, F. (2012). Yüzyılın 100 Türk romanı. Türkiye İş Bankası Kültür: İstanbul.

Türkeş, Ö. (16 Şubat 2019). Tarih ve toplum tezleriyle romanlar yazmak. oggito.com

Türkeş, Ö. (19 Temmuz 2020). Kuzeyin siyasi romanı. oggito.com

Yücel, T. (2005). Yazın gene yazın. Can: İstanbul.

Comentarios


bottom of page